Sanat ve barış imgesi
İnsan türünün bir birikimi olan ’sanat’, ‘insan olmanın’ da birikimidir… Sanatın tarihi, aslında insanca yüceliÅŸin tarihidir. Sanatın hangi alanına bakarsak bakalım merkezinde ‘insan’ı görüyoruz. Sanat daha iyi yaÅŸama tutkusunun da kurgulandığı bir alan. Bu yüzden ‘barış’ düşüncesi çaÄŸdaÅŸ sanatın ve sanatçının kafa yorması gereken bir olgu olarak gündemden hiç düşmüyor… İnsanların savaÅŸtan, yokluktan, açlıktan kırıldığı bir dünyaya herhangi bir ‘insan’ın kayıtsız kalması düşünülemez zaten… Sanat-edebiyat adamının ‘kötü’ye karşı tavrını, bu açıklığıyla kavramsallaÅŸtırılmış olarak ilk Homeros’un kaleminden okumuÅŸ olsak da, bu tavır çok daha eskilere uzanıyor olmalı…
***
Sanat ve edebiyatın bize bıraktığı miras ve birikim,sanatçının ve yazarın ‘kötü’ye karşı tavrını çok net olarak koyan örneklerle doludur.
Dostoyevski’ye göre insan, özgür bir varlık olarak kötüden sorumludur. Ona göre, kötü olan her ÅŸeyle mücadele edilmelidir.
Goethe, büyük sanatçıların hepsinin insanlık sorununa yöneldiklerini, bu yönelimin dünya barışını sağlamada önemli katkılar sağlayacağını söylüyordu.
A. Camus’un sanatçıya yüklediÄŸi misyon, zorbalığa karşı çıkma iÅŸlevi açık seçiktir. O ne susmayı, ne de yansız kalmayı benimsemez. Acı çeken kitleler sustukça birilerinin onlarının yerine konuÅŸması gerektiÄŸini söyler-ama sanatı bir tür toplumsal din dersine dönüştürmeme koÅŸuluyla. 1950′lerde Camus, ‘Tehlikelere göğüs germekten baÅŸka çaremiz yok’ diyor ve ÅŸunu da hemen ekliyordu: ‘Elbette sanat tek başına doÄŸruluk ve özgürlük getirecek bir diriliÅŸi saÄŸlayamaz, ama sanat olmadıkça bu diriliÅŸ biçimini bulamaz.’
Solohov, bir yazarın kendisini karşıt güçlerin çarpışmasının üstünde, Olimpos Tepeleri’ne yükselmiÅŸ ve insan ızdıraplarına kayıtsız kalan bir tür ilah olarak deÄŸil, kendi halkının evladı, insanlığın ufacık bir parçası olarak görmesi gerektiÄŸini, bir görevinin de dünyada barış için savaÅŸmak ve barış savaşçılarını sözlerinin ulaÅŸabildiÄŸi her yerde yüreklendirmek olduÄŸunu belirtir
‘İnsan ve onun geleceÄŸine dair kalbimizi sıkıştıran endiÅŸeye raÄŸmen, korku ve umutsuzluk doÄŸmamalı… Korku deÄŸil cesaretle savaşın karşısına dikilmek zorundayız. Tüm kültür yaratıcılarının en büyük görevlerinden biri budur’ diyor Aytmatov.
Sanatçının sesi bu paralellikte; Brecht Seghers; Sartre, Arogon, Nazım ve Neruda’larla daha da gürleÅŸmiÅŸ ve duyulur hale gelmiÅŸtir.
***
Sanatçı, insanı ‘insan’ yapan duyguları yüreÄŸinde duyduÄŸu, insanoÄŸluna olan ilgi ve sevgisini duygusal olmaktan çıkarıp düşünsel düzeyde belleÄŸinde varettiÄŸi sürece insanoÄŸlunun onuruna, kiÅŸiliÄŸine,özgürlüğüne ve varoluÅŸuna yönelik her eylemin karşısında yer alır. Böyle bir duruÅŸ sanatın da varoluÅŸ nedenlerindendir. Sanatçı, savaşın topuna-tüfeÄŸine karşı kalemini, fırçasını, notasını koymasının bir zorunluluk olduÄŸu anlamına gelir. İşte o zaman insanın özüne iliÅŸkin o gizli güç Eluard’ın deyiÅŸiyle ‘Asıl adalet’e dönüşür;
‘İnsanlarda en sıcak kanun
Suyu ışık yapmaları,
Düşü gerçek yapmaları
Düşmanı kardeÅŸ yapmaları’dır…
Savaşın kahredici ortamına dayanamayarak yenik düşen yazarlar da olmuÅŸtur. Virginia Woolf, II. Dünya Savaşı’nın devam ettiÄŸi günlerde eÅŸine yazdığı kısa mektupta; ‘Çıldıracağım, bu tüyler ürpertici günlerde yaÅŸamımı sürdüremeyeceÄŸim gibi bir duygu var içimde. Bu duyguyu yenmeye çalıştım, olmuyor’ diyordu. BilindiÄŸi gibi bu Woolf’un son mektubudur.
***
Sanatçı -ya da ‘bir insan’- kendisini ilgilendirmeyen iÅŸler olduÄŸu gerekçesiyle vicdanını yatıştırmaya çalışmamalı. Ne diyordu H. Cibran: ‘zalim zulmünü iÅŸletirken, ak ellilerin elleri temiz olamaz’.
Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor. Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil edenlerin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir.
Evet, bu konuda herkese sorumluluk düşüyor… En çok da sanatçılara,yazarlara ve aydınlara…







